hangisi daha güzel ve kolay......

AGM Web islam ve çevre.........

    GİRİŞ        

                        Esirgeyen ve Bağışlayan Allah'ın adıyla...   

                       Ey insanlar, eğer öldükten sonra dirilmekten şüphede iseniz, şu muhakkak ki, Biz sizi  topraktan, sonra nutfe (sperma) den, sonra alaka (yapışkan bir madde)dan, sonra da uzuvları görünen ya da görünmeyen bir et parçasından yaratmaktayız ki, size (ne olduğunuzu) anlatalım. Dilediğimizi de belli bir süreye kadar rahimlerde durdururuz. Sonra sizi bir bebek olarak çıkarırız, sonra da olgunluk çağına gelmeniz için geliştiririz. Bununla beraber, içinizden kiminizin canı alınıyor, kiminiz de biraz bilgiden sonra birşey bilmemek üzere, ömrünün en kötü devresine getiriliyor. Yeryüzünü de sönmüş kül halinde görürsün; ama üzerine su indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır ve her dilber çiftten bitkiler bitirir. 

(HACC 22/5)

           Yukarıdaki metin İslam dininin kutsal kitabı olan Kur-an'ı Kerim'in HACC suresinin 5. ayetidir. İnsanlığın yaratılış metaryelini oluşturan toprağı Yüce Yaratıcı'nın ne zaman yarattığı bilinmemektedir. Ama ona yüklenen misyon sadece insana yapı taşı olmasından ibaret değildir. Ona aynı zamanda insanın hayatını ikame ettirmesi için de çeşitli ürünler yetiştirmesi talimatı verilmiş, ürettiğinden dolayıdır ki  ana gibi kutsal sayılmıştır. utsal sayılan yalnızca toprak değildir İslam dinine göre. Üreten her şey teşvik edilmiş, çalışma kimi yere göre ibadet sayılmıştır.  Üstelik yapılan çalışma kamu yararına ise eserin,  ömrü boyunca eser sahibine dua edeceği ve sevap kazandıracağı gerek Kur-an'ı Kerim tarafından gerekse Hz. Muhammed (s.a.v) tarafından bildirilmiştir.İslamiyet insanların mutlu ve sağlıklı olarak yaşaması için gönderilmiş olan son ve Allah (C.C.) katında en güzel dindir. Kutsal kitabı olan Kur-an'ı Kerim bugüne kadar tahrifata uğramamış, günlük yaşantımızdan  ve müslümanların içerisinde hasıl olan ihtilaflarda bile başvurulan tek ve en büyük hakem olmuştur.İslamiyet, inanç ve davranış olarak, daima iyiden, güzelden, incelikten, doğrudan ve düşünceden yana olan bir dindir. Allah (C.C.) bizlere  Kur'an-ı Kerim vasıtasıyla, yiyecek-içeceğimizin bile güzel olmasını, kurban dahi olsa rastgele bir cana kıyamayacağımızı, ihtiyaç sahiplerine yardımcı olmamızı,  insanlara güzel bir dil ve gülen bir yüzle konuşmamız gerektiğini bizlere emretmiştir. Bunlar insanın insan ile olan ilişkilerine ait  hükümler olup insan yalnızca bununla sorumlu tutulmamıştır. Yeryüzünde  yaşayan tüm canlı ve bitkiler ile de  iyi ilişkiler kurmasını gerek aleni gerekse dolaylı olarak insanoğlundan istemiştir.  Sağlıklı bir çevre bütün canlıların yaşayabilmesi için bir temel koşuldur. Aslında insanoğlu, geçmişten bu yana çevresine pek dikkat etmemiş, tabiata ve içinde yaşayan varlıklara karşı bencil ve hoyratça bir yaklaşım içerisinde olmuş, ancak, zamanı gelince de bunun bedelini ağır bir şekilde ödemiştir. Ne var ki, dün, ormanları-otlakları yakıp yıkma, tarım arazileri üzerine fabrika ve kentler kurma gibi geri dönülmesi hemen hemen imkansız olan uygulamalar bugün beraberinde birçok sorun getirmiştir. Ağır endüstrileşmenin sonucu olarak bugün gökyüzüne savurduğumuz ağır gazlar, asitler ve küller yağan yağmurlarla toprağımıza inmiş, suyumuzu kirletmiş. ürünümüzü çürütmeye başlamıştır.  Ağır endüstrisi olmayan ülkeler bile 1986 yılında Çernobil' de meydana gelen kazada olduğu gibi artık çevrede oluşan herhangi bir değişiklikten de etkilenmeye başlamıştır. Dünyamızın akciğerleri konumunda olan Amazon ormanları tüm dünya insanlarının malı ve yaşayacak olan insanlara bırakılacak bir mirastır. Sizin ülkenizde bulunan denizlerin temiz olması artık çok önemli olmamakta, bu denizlere akan suların nehirlerin de korunması başta gelmektedir. Karadeniz'i siz kirletmemiş olabilirsiniz, ama Orta Avrupa'dan Ukrayna ve bir kısmı Rusya'dan ağır bir şekilde kirlenerek gelen Tuna, Dinyeper ve Dinyester Nehirleri sizin bir denizinizi veya havzanızı kirletebilmektedir. Çeşitli ve karmaşık çevre sorunları arasında orman ve diğer yeşil örtülerin kaybı, ardından yaşanan toprağın aşınıp-taşınması, yani erozyon çölleşme, bitki ve hayvan türlerinde azalma, su kaynaklarının yetersizliği, hava kirliliği, sosyo-ekonomik dengesizlikler gibi sorunlar ayrı bir öneme sahiptir. Sadece tropiklerde her yıl 17 milyon hektar genişliğinde orman kaybedilmektedir.  Sadece Asya pasifik bilgesinde 1980-1990 yılları arasında 45 milyon hektar  (aynı kuşakta mevcut ormanların %9' u) orman kaybedilmiştir. Dünya genelinde ise her yıl kaybedilen orman alanı 23 milyon hektar dolaylarındadır. Yeryüzünde her gün 140 bitki ve hayvan türü kaybolmakta, Yine her yıl dünya kara yüzeylerinden 23.5 milyar ton toprak ormansızlaşma ve erozyon sonucu denizlere ve göllere taşınmaktadır.  Dünyamızda her yol 6 milyon hektar verimli toprak dönülmez biçimde çölleşmekte, 21 milyon hektar verimli toprak da çölleşme etkisi ile verimsizleşmektedir. Yeşil örtülerin ve ardından toprakların kaybı açlık, yoksulluk, göç ve kitleler halinde ölüm demektir. Bu arada yeraltı ve yerüstü su kaynakları da azalmakta, göllerde sular çekilmekte barajlar dolamamakta, bazı akarsular yağışlı dönemler dışında denize dahi kavuşamadan kurumaktadır. Su da artık insanlara yetmemektedir. Tüm bu nedenlerden dolayıdır ki, 2000' li yıllarda buğday ve su hayati stratejik maddeler arasında yerini alacaktır.Ülkemizde orman varlığı, son verilere göre, 20.7 milyon hektardır (ülke genel alanının  %26,6' sı kadar) Maalesef bu ormanların da hemen hemen yarısı bozuk ya da çok bozuk yapıdadır. Ayrıca, son yılların bazı hukuki düzenlemeleriyle, (açma ile edinilmiş ve orman özelliğini kaybetmiş(!) arazilere tapu verilmesi uygulamaları) bu orman varlığımızda alan itibariyle daralmış, aşırı otlatma  ve bakımsızlıktan dolayı meralarımızın verimi %8-10'a düşmüştür. Bunların sonucu ülkemiz topraklarının % 83,2 sinde erozyon görülmekte, her yıl 500 milyon tonun üzerinde ( bu rakam son yıllarda 1,2 milyar ton olarak telaffuz edilmektedir.)  toprak denizlere taşınmaktadır. Bunlara bağlı olarak da ülkemizde sel,taşkın, heyelan,çığ gibi büyük mal ve can kayıplarına neden olan felaketler eksik olmamaktadır. Bu konuda son yılların özellikle 1995 yılı 13 Temmuz günü akşam vakti 10-13 dakikalık bir yağmur sonucu gelen bir çamur selinde kaybettiğimiz 74 canı hatırlayalım . Aynı yıl 4 kasım 1995' de İzmir/karşılaka seller altında kalmış, trilyonla ifade edilen maddi zararlar yanında 65 cam kaybedilmiştir. Aynı gün Isparta Sütçüler ve Antalya Aksu' da da önemli sel olayları yaşanmış, Sütçüler' de 5 can kaybedilmiştir. Bu ve benzeri olaylar halen devam etmekte, trilyonlarca liralık maddi zararlar ve can kayıplarına yol açmaktadır.   

              Yüce Allah (C.C.) nasıl ki kullarının cezasını anında vermiyor ise tabiat ta öyledir ; sabırla bekler ve bir gün tokadını öylesine ansızın vurur ki, insanoğlu nereden ve nasıl geldiğini anlayamaz bile. Ünlü düşünür Dostoyevski " Doğanın intikamı insan adaletinden çok daha acımasızdır " demektedir. Sel, taşkın, heyelan, çığ ve benzeri felaketlerin temelinde yamaç arazilerdeki çıplaklaşmanın, yani orman, mer'a ve benzeri yeşil örtülerin yokedilmesinin yattığı açıktır. Maalesef insanoğlu güzelim sennet bahçelerinin fütursuzca yok etmekte, kendini daha bu dünyada iken cehenneme teslim etmektedir.  Kur'an'da nice ayette nice kavmin başına gelen felaketler sık sık tekrar edilerek anlatılmaktadır. Bu kavimlere ya sel ile ya zelzele, gökten taş yağması yada kuvvetli esen bir kasırga veya bir gürültü ile helak edilmişlerdir. Bu arada uzun süren kuraklık, kıtlık ve açlığı da sayabiliri. Nitekim A'raf suresi 130. ayette "Andolsun ki, biz de firavun ailesini ders alsınlar diye, yıllarca süren kuraklık ve ürün kıtlığı ile cezalandırdık denilmektedir. Yüce Allah (C.C.) bu toplumların bir kısmından kalan ve halen ayakta duran harabeleri gezip görmemizi ve özellikle de der almamızı öğütlemektedir. Bu dersler arasında herhalde düşünen insanlar ve düşünen toplumlar için doğaya karşı saygılı olmak dersinin de olması gerekir. Ancak, ne yazık ki, insanoğlu ne geçmişte ve ne de bugün herhangi bir şeyden ders almış değildir. İşte bu ve benzeri olayların dünya genelinde arzettiği öneme paralel olarak dünya devletleri sık sık bir araya gelmekte ve bu kötü gedişe elbirliği ile dur demeye çalışmaktadırlar.  Her konuda olduğu gibi, doğaya ve çevreye karşı saygının ve duyarlı olmanın yolu da temelde eğitimden geçmektedir. Bu eğitim aile yuvasından daha çocukken başlayacak, okul, asker ocağı, toplu işyerleri, cami, mescit ve bunun gibi yerlere kadar uzanacaktır. Cami ve mescitlerimizin ülkemizin en ücra köşelerine kadar yayıldığını düşünürsek de halkımızın bu konularda aydınlatılmasında din adamlarımıza da önemli görevler düşmektedir.

              İslamiyet ve onun yüce rehberi Kur'an içerisinde çevre ile insan arasındaki ilişkiyi ortaya koyan ve hiç bir şeyin eksik bırakılmadığı bir çok hüküm ve örneklere rastlanabilir.  

              Sonuç olarak yapılan her iyiliği ödüllendiren veya ödüllendirileceğini beyan eden bu dinin mensupları çevre ve orman konusunda daha duyarlı olacaklarını ümit ediyorum.                                                                                                                                                     

Aslına bakarsanız bir çok nedenimiz var fidan dikmek için

Birincisi: Bize emanet edilen bu varlığı emanet sahiplerine sağlam ve noksansız olarak teslim etmemiz gerektiği için...    


Hayat bizimle başlamamıştır. Elbette bizimle de son bulmayacaktır. Nasıl bizden önce yaşayanlar olmuşsa bizden sonra da yaşayanlar olacaktır. Burada mühim olan, bizden öncekilerin bizlere devrettikleri hizmetleridir. 
                   Biz devraldığımız hizmetleri olanca azim ve fedakarlığımızla sürdürüyor, bizden sonrakilere bunu daha kamil manada devretme azminde bulunuyor muyuz? İşte bütün mesele buradadır. Bizden öncekilerin hizmeti gibi hizmetler üretmek, onlar gibi hayırla yad edilecek hatıralar bırakarak gitmek...
                   Tıpkı halife Harun Reşid'in konuştuğu ihtiyar zatın hizmet anlayışında olduğu gibi.
İsterseniz bu tarihî olayı bir daha arz edeyim takdirlerinize de, bir daha hatırlayalım hizmet anlayışının nasıl olması lazım geldiğini.


                    Efendim, Harun Reşid bir gün atına binip şöyle bir gezinti yaparak dinlenmek istediğinden Bağdat'ın dışına çıkar, yol kenarında yaşlı bir zatın hurma fidanı dikmekte olduğunu görür. Yaşlı bir adamın hâlâ fidan dikmeye uğraştığını biraz garip bularak sorar:
-Baba, der ne yapıyorsun, bu yaştan sonra fidan mı dikiyorsun?
-Evet oğul, der, görüyorsun ya hurma fidanı dikiyorum.
-Peki, diktiğin bu hurmalar kaç senede meyve verecek dersin?
-Hiç belli olmaz oğul; beş senede, on senede, hatta yirmi senede ancak meyve verenler de olur.
-Demek ki diktiğin hurmaların meyvesini yemen, biraz şüpheli. Mademki sen hayatta iken meyve vermeyecek, o halde bu zahmetleri neden çekiyor; meyvesini yiyemeyeceğin fidanların meşakkatine neden katlanıyorsun?
İhtiyar bu defa şu cevabı verir:
-Oğul, bizden evvelkiler dikip gitmişler, biz onların diktiği fidanların meyvesini yedik. Şimdi ise sıra bize geldi, biz de dikelim de bizden sonra gelenler yesinler.
Cevap hoşuna giden Harun Reşid:
-Al baba, güzel konuştun, der kendisine bir kese dolusu altın atar. Altın dolu keseyi havada kapan ihtiyar:
-Allah'a hamd ederim ki, başkalarının diktiği fidanlar senelerce sonra meyve verdikleri halde, benim diktiklerim işte bu anda meyvesini verdi, der.
Harun Reşid, bu söze de hayran olur; ihtiyara bir kese dolusu altın daha atar. Ak sakallı zat, bu sefer de şöyle söylenir:
-Allah'ıma şükrolsun ki, başkalarının diktiği fidanlar senede ancak bir defa meyve verdiği halde, benimkiler iki defa meyve verdiler!..
Halife, ihtiyarın bu sözüne de hayran kalır ve tekrar çıkardığı bir kese altını daha atarak, yanındaki vezirine:
-Burada daha fazla konuşmayalım, yoksa bu ihtiyar bizde para bırakmayacak, diyerek oradan hızla uzaklaşır.
            

                 Hizmetlerimiz ibadet hissiyle olmalı, meyvesini hemen almak düşüncesiyle olmamalı. Bizim bu ihlasımız sebebiyle, Rabbimiz meyvesini hemen ihsan ederse, ona da şükretmeliyiz.
Ama unutmamalıyız ki, bizden öncekiler hizmet etmiş, bizlere hizmet bırakmışlardır. Biz de hizmet etmeli ki, bizden sonrakilere hizmet bırakmalıyız.
Şimdi soru şudur: Var mı böyle hizmetlerin ucundan bucağından tutmak, karınca kararınca bir şeyler yapıp çorbada bir tuz bulundurmak?
Yoksa biz sadece hurma mı yiyoruz, fidan dikenlerin arasında yerimiz yok mu?

İkincisi; Sonsuzluğa inanan insanlar için Ağaç dikmek kadar çok teşvik edilen ve cazip kılınan çok az hizmetler olduğu için.......

           Ağaç ve fidan konusunda Hz. Peygamber (s.a.v)'in ve İslam önderlerinin, pek çok açık ve güzel hadiseleri vardır. 

           Bunlar arasında Hz. Muhammed (s.a.v) 'in :

           " Elinizde bir ağaç fidanı varsa, kıyamet kopmaya başlasa bile eğer onu dikecek kadar vaktiniz varsa, mutlaka dikin."  hadisleri en çok bilinenlerindendir. 

           Peygamber (s.a.v) Efendimiz bu konuda ayrıca şunları da söylemektedirler.

           " Yedi şey vardır ki, kişi kabirde bile olsa, ondan hasıl olan sevap devamlı olarak kendisine ulaşır: Öğretilen ilim, halkın yararlanması için akıtılan su, dikilen ağaç, inşa edilen mescid, okunmak üzere bağışlanan Kur'an ve iyi terbiye edilmiş evlat."

           " Her kim boş, kuru ve çorak bir yeri ihya edecek olursa, bu amelinden dolayı Allah (C.C.) tarafından ödüllendirilir. İnsan ve hayvan ondan yararlandıkça orayı ihya edene sadaka yazılır."

           "Her kim, yerine yenisini dikmeden bir sedir ağacını kesecek olursa Allah (C.C.) ona cehennemde bir ev yapar." 

            "Bir müslüman ağaç diker de onun meyvesinden ve yaprağından insan, hayvan ve kuşlar yiyecek olursa, yenen şey, ağacı diken için bir sadaka olur."

Kaynaklar: Buhari, El Münavi, Kitabül Edep, Müslim Musakaat, İbnül Esir, Feyzül Kadir

          

Üçüncüsü de: Bitki ve ağaç topluluklarının oluşturduğu ormanların sağladığı faydaların ne bu günün ne de yarının teknolojileri ile kesinlikle sağlanamadığı ve sağlanamayacağı için.....

    Ormanların TOZ EMİCİ özelliği vardır;

      Bir hektar LADİN ormanı yılda 32 ton. Bir hektar KAYIN ormanı yılda 68 ton. Bir hektar ÇAM ormanı yılda 30-40 ton toz emer.

    Ormanların GÜRÜLTÜ AZALTICI özelliği vardır;
      50 metre genişliğindeki bir otobanın trafik gürültüsünü 20-30 desibel azaltır...
    Ormanlar; bir ısı tamponu gibi görev yapar. Sıcağı ve soğuğu dengeler. Yaz sıcaklığını 5-8.5 ºC azaltırken, kış sıcaklığını da 1.5-2.8 ºC arttırır. Kuru havalarda bile havanın nemini sabit tutar. Ormanlar; birçok yabani hayvan ve kuşların yanı sıra, çeşitli yiyecekleri barındırması nedeniyle besin kaynakları açısından önemli bir ortamdır. Ormanlar biyolojik dengeyi korur. Yapraklı ağaçlardan meydana gelen bir bir bölgede 50 kuş türü yaşayabilir. Ormanlar; ağaçsız bir alana göre 8 kat fazla humus oluşturur ve toprak canlılarının yaşamasına olanak sağlar. Ormanlar; egsoz ve benzeri zehirli gazları, kirli suları filtre ederek temizler. Ormanlar; bitkiler ve hayvanlar için doğal bir su şebekesi gibidirler. Toprak hayatı ile bütünleşen ormanlar; atıkların yeniden değerlendirilmesini sağlar. 25 metre boyunda ve 15 metre tepe çatısına sahip bir KAYIN ağacı, saatte 1.5 kilogram oksijen üretir.
Bu listeyi satırlarca uzatmak mümkün!...

Bu bir ORMAN DAVASIDIR, ve sadece bir kurumun veya Devletimizin işi değil, bütün Türk Ulusunun ve hatta insanlığın davasıdır.

LÜTFEN ORMANLARIMIZA SAHİP ÇIKALIM!...

 

         

bu sayfa hazırlanmak üzere

Sevgili dostlar;

             Hayatımızı kolaylaştıran birçok araç ve gereci kullanırken aslında tabiatı tüketiyoruz. Yaşadığımız mekanı ısıtmak için kullandığımız en çevreci yakıt olarak tanımladığımız doğal gaz bile karbondioksit üreterek ormanlarımızın ürettiği oksijeni tüketiyor. Siz bir de kömür ve odun yaktığımız yöreleri düşünün. Oralardaki çevre kirliliği ormanların önemini daha açık ortaya koyuyor.

              Bu yüzden ne kadar çok ağaç dikersek o kadar fazla katkıda bulunacağız tükettiğimiz çevreye.  Yok "ben yalnızca tükettiğim kadar ağaç dikmek istiyorum"  diyorsanız buyurun aşağıdaki tabloya.

Bu örnekler karbondioksit tüketimini dengelemek içindir. Bir de ağacı mobilya ve kağıt gibi malzemelerde doğrudan hammadde olarak kullandığımızı düşünürsek bu sayı onlarca ağacı bulur.  Yaşayan bir ağacın odun ve mobilya hammadde değerinin iki bin katı yarara sahip olduğu söylenilmektedir. Bunun için dikeceğiniz ağaçları vaktiniz, bütçeniz ve sağlığınız nispetinde fazla tutmaya gayret edin...

  Selamlar........    

     

her yıl en az 7 adet ...... lütfen

NASIL FİDAN DİKELİM ?

      Türkçemizin azizliği bu " nasıl" kelimesini şekilden şekle koyuyor.  Benim anlam olarak alıp açıklamaya çalışacağım nasıl; satın alıp dikmek istediğimiz fidan için yapacağımız fiilleri anlatıyor.  Bu birincisi. İkincisi ise eğer küçük bir bahçeniz varsa ve bir şeyin sizin eseriniz olmasını istiyorsanız (ki onu sadece hayata kavuşturan olabilirsiniz) herhangi bir tohumu nasıl çimlendireceğinizi ve fide haline getireceğinizi yazdım.

    1. SATIN ALDIĞINIZ VE YA SİZE HEDİYE EDİLEN BİR FİDANI NASIL DİKEBİLİRSİNİZ.

FİDAN DİKİMİ VE BAKIMINDA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR

Fidan dikim zamanını, ağaç türlerinin biyolojik özellikleri ve bölgesel iklim şartları tayin eder. Genellikle büyümenin durduğu andan, sürmenin başladığı zamana kadar geçen süre içerisinde don olmayan zamanda dikim yapılabilir. Kaplı fidanlar sulamak kaydıyla toprak tavda olduğu zaman her mevsim dikilebilir.

Memleketimizde genellikle erken ilkbahar, sonbahar ve bazı müsait bölgelerde kış ayları dikim için uygundur.

Ayrıca, yapraklı tür fidanların yapraklarını dökmüş olmaları ve dikim yapılacak toprağın tavında olması, yani çok kuru veya çamur olmaması gerekir. Toprağın çok ıslak, donlu veya karla örtülü olması halinde dikim yapılmamalıdır.

Fidan ambalajında; naylon torba ve ambalajın bağlanmasında tel kullanılmışsa, bunlar, mutlaka sökülüp atılmalıdır.

- Fidan çukuru, fidan köklerinin gerektirdiği derinlik ve genişlikte olmalıdır. Fidanı, fidanlıkta yetiştirildiği kök boğazı hizasındaki derinlikte dikmeli, çok sığ veya derin olmamalıdır.

- Fidanın, dikiminden önce (yapraklı fidanlar, kavak) gerek kök ve gerekse gövde dalları usulüne uygun budanmış olmalıdır. - Dikimde fidan gövdesinin dik durması sağlanmalıdır.

- Dikim yapılacak toprakta yeteri kadar organik madde yoksa, fidanın beslenebilmesi için toprağa 1/4 'ü kadar yanmış ahır gübresi ilave edilmelidir.

-  Dikimde, fidan çukurundaki toprak yeteri kadar çiğnenerek sıkıştırılmalıdır.

- Boylu fidanların rüzgar etkisi ile devrilmemesi için kazık v.s. ile tespiti yapılmalıdır.

- İmkanlar varsa dikilen fidanlar, dikimi müteakip bolca sulanmalı yani can suyu verilmelidir.

Dikilen fidanların normal gelişebilmesi için, sulanması, çapalanması, yabancı otların alınması, zararlılardan korunması ve fakir topraklarda gübrelenmesi gerekir.

Fidan da bir canlı olduğuna göre, gelişmesi için suya mutlak ihtiyacı vardır. Yalnız üst toprağa bakarak kurudur diye sulamak çok hatalı olabilir. Fidanın köklerinin bulunduğu derinlikteki rutubet durumu önemli olduğundan, bu derinlikteki duruma göre fidan sulanmalıdır.

- Sulamalar arasındaki zamanı mümkün olduğu kadar uzatmakta ve sulamanın bolca yapılmasında fayda vardır. Bu suretle fidanın iyi gelişmesine yardım edilmiş olur.

-Fidanın su kadar toprağın içindeki havaya da ihtiyacı vardır. Bunun için fazla sulamadan kaçınılmalıdır.

-Fidanlar, hayvan, böcek, mantar, ot, don, kar kırması , durgun su gibi tehlikelerden korunmalıdır.

-Fidanın daha güzel, daha kuvvetli ve gürbüz olmasını, bol çiçek ve meyve vermesini sağlamak için budama yapılmalıdır.

- Budamanın derecesi ne olursa olsun, ağacın tepe şekli korunmalıdır. İbreli türlerde yalnız kuru ve hastalıklı dallar budanmalı, başkaca bir budama yapılmamalıdır. Bitkilerin tabii yapı ve özellikleri dikkate alınmalı, tabiattaki şekil ve büyüklükte, yani tabii halde bırakıldıkları takdirde daha güzel oldukları unutulmamalıdır.

- Her kişinin, her bahçıvanın, budamayı bildiği kabul edilmemeli, budama ehil kişilerce yapılmalıdır.

 

       2. BAHÇENİZİN BİR KÖŞESİNDE BİR ŞEYLER YAPABİLMENİN MUTLULUĞUNU NASIL YAŞAYABİLİRSİNİZ?

   Hayatınızda mutlaka evinizde veya işyerinizde bir çiçek büyütmüş veya görmüşsünüzdür. Hiç değilse bebekleri olan arkadaşlarınıza gönderdiğiniz çiçeklerin parasını öderken bakmışsınızdır göz ucunuzla. Bitkiler hayatlarını çok basit bazı maddelerle ikame ederler. Onlar için ham toprak, ısı ve ışık yeterlidir. Sevgiyi az kalsın unutuyordum.

 

    Efendim eğer böyle bir merakınız varsa öncelikle çevrenizdeki ağaçları ve bahçe düzenlemesinde kullanılan bitkileri tanımanızı tavsiye ederim. Akasya, karaçam, maviservi, kara servi,sedir,ladin, mavi ladin, mazı, top servi, meşe mutlaka yakınlarınızda bulunan ağaçlardan sadece birkaçı. Bunların herbiri için bir sayfa yapmaya gerek yok. Eğer çevrenizdeki ağaçları tanıyor iseniz zamanı geldiğinde olgunlaşan tohumlarını toplamanız gerekiyor. Şimdi bunu basitçe aşamadan geçirelim. Örnek olarak mavi serviyi aldım. Çünkü mavi servi  10-15 metreye kadar boylanabilen bir ağaçtır. Dallar gövdeye yatay denebilecek şekilde geniş bir açı ile birleşmektedir. Tepe piramidal görünüştedir. Yaprak rengi mavimsidir. Bu nedenle park ve bahçe tanzimlerinde süs ağacı olarak kullanılmaktadır. Diğer servi türlerinden, iklim değişikliklerine daha fazla uyum sağlamasıyla ayrılır. 2000 metre rakımına kadar kadar ve sıcak yerlerin ağaçlandırılmasında kullanılır. 

 

Kozalağı futbol topunu andırır.( Padişahların topuzunu andıran kozalaklar yalancı serviye aittir.) Her bir kozalağın içerisinden yaklaşık olarak 60-70 arası tohum çıkar. tohumlar o kadar küçüktür ki 1 kg da yaklaşık 140000 (yüzkırkbin)adet tohum vardır.  Kasım - Aralık aylarında toplanır ve her yıl tohum verir.

 

Topladığınız kozalakları önce yıkayın ve oda sıcaklığında kurumalarını bekleyin. Bunun için bez torba kullanmanız iyi olur. 20-30 gün içinde kozalaklar açılacaktır. Torbayı karıştırarak kozalakların tohumları atmasını sağlayın. Sıra tohumları toprağa vermeye geldi. Bunun için son bahardan hazırlık yapın. ve toprağı havalandırın.  Otlarını ve taşlarını temizleyin. Aralarında yürüyebileceğiniz kadar boşluk bırakarak birer metre karelik alanlar oluşturunuz.  

   

    İşlediğiniz toprakla üzerini ince bir tabaka ile örtebileceğiniz yağışsız bir günde tohumları toprağa serpiniz. Tohumlarınız biri bile açıkta kalırsa yiyecek bulamayan kuşlar bilhassa karaçam ve akasya tohumlarınızı afiyetle midelerine indireceklerdir. Artık bahar geldiğinde  tohumlarınız çimlenmeye başlayacaktır. İçlerinde hemen ölenler olacaktır. Bunları önlemeniz mümkün değildir. Toprak içinde bulunan alkali asit ve bakteriler ektiğiniz tohumların yarısını daha doğmadan öldürecektir. Sıcak yaz günlerinin gecelerinde fidelerinizi sulayın. Ne eksik ne de fazla olmamak kaydıyla bunu rutin olarak yapın. Eğer çimlenen tohumlarla yabancı otları birbirinden ayırt edebiliyor iseniz (ki karaçam ve mavi servi tohumları çimlenirken başlarında tohumların kabukları vardır.) yabancı otları temizleyin. Sonbahar da fideleriniz artık bu durumda olacaklar.

 

 

Yaklaşık on aylık olan fidelerinizi  bahar gelmeden (En iyi zaman mart ayının kurak zamanı olabilir.) toprağın tavda olduğu ve fidenin sürgün vermediği bir günde çimlendiği alandan alarak tüplere koyun. Toprağını mümkün ise kompost ile karıştırın. Poşetlerin içindeki fazla suyun dışarı akması için alt yanlarından delin.  

   

 

  Bunu her fide için tekrarlayın. Artık ihtiyacınız yalnızca zaman.Bu kadar zor ve uzun sürede büyüyen bu ağaçları bir çırpıda kesen ve yakan insanlara kim bilir ne kadar kızıyorsunuzdur. Ama kızmak tek başına insanın sağlığını bozarken böyle uğraşılar insana yaşama sevinci katıyor. Sakın azminizi yitirmeyin. Unutmayın ki rotası belli olmayan yelkenliye rüzgar bile yardımcı olmaz.

        sağlıklı ve mutlu kalın..........

 Katkılarından dolayı

  EKREM ÜRPER  

 MEHMET ÜRPER

&  

İBRAHİM LENGER' E TEŞEKKÜR EDERİZ.

   

  EROZYONUN TANIMI VE ÇEŞİTLERİ

  •   Erozyonun Tanımı

               Erozyonun kelime anlamı: bir varlığın, bir değerin yerine getirilemeyecek şekilde yok olmasıdır. Toprak biliminde ise; yeryüzündeki anamateryalin çeşitli etkenlerle aşınıp taşınması olayıdır. Erozyon, tabiatın normal süreci içinde meydana geliyorsa normal erozyon; insanın tabiattaki toprak, su ve bitki arasındaki dengeyi bozucu nitelikteki müdahaleleri sonucu meydana geliyorsa hızlandırılmış erozyon adını almaktadır. Normal erozyon, genellikle insan müdahalesi olmayan yerlerde görülür ve çok yavaş olarak gelişir. Meraların aşırı derecede otlatılması, ormanların tahrip edilmesi ile daha az korunan toprak, su ile kolayca taşınabilmektedir ve erozyon hızlanmaktadır.

  • Yapıcı Unsurlara Göre Erozyonun Çeşitleri

Özellikle ülkemizde tahribatı büyük boyutlara ulaşan su erozyonu, erozyon çeşitleri içerisinde en önemlisidir. Su erozyonundan sonra diğer erozyon çeşitleri önem sırasına göre; rüzgar, çığlar, heyelanlar ve buzullar olarak sıralayabiliriz. Çığ zaman zaman can ve mal kayıplarına neden oluyorsa da su erozyonu afeti karşısında ikinci planda kalmaktadır.

  • Su Erozyonu

Su erozyonu, diğer erozyon çeşitleri içerisinde en yaygın ve en etkili olanıdır. Bunun için, toprak erozyonu denildiğinde akla su erozyonu gelmektedir. Türkiye topraklarının % 86'sında erozyon vardır. Böylece su erozyonunun etkilediği alan 66.9 milyon hektarı bulmaktadır. Yurdumuzdaki önemli can ve mal kayıpları su erozyonu sonucu meydana gelmektedir.  

 

  • Çığlar

Türkiye'nin aşırı derecede ormansızlaşmış, yükseltisi yurdun diğer kısımlarına oranla daha fazla ve yağışların genel olarak % 45' den sonraki meyilde kar şeklinde düştüğü Kuzey- Kuzeydoğu ve Doğu Anadolu'da çığ olaylarına sıkça rastlanmakta, can ve mal kayıplarına neden olduğu gibi yerleşim yerlerini, yolları, turistik tesisleri ve devlet yatırımlarını tehdit etmektedir.

Türkiye'de yalnız 1985 yılından bugüne kadar 233 çığ olayı tespit olunmuş ve bu süre içinde 604 kişi hayatını kaybetmiştir. Çığ, pürüzsüzlüğü olmayan eğimi yüksek kayalık ve otlu satıhlara düşen aşırı kar yağışlarının kaygan satıhtan kopması ile aşağı kısımlara doğru hızını ve miktarını arttırarak meydana gelen bir kar kitlesi akımı olayıdır. Bu kar kitlesi önüne gelen insanların ölümüne neden olabildiği gibi ev, ahır, sınai tesis v.b. gibi yerlere zarar vererek kara ve demiryollarını kapatabilmekte günlerce trafiği aksatabilmekte ve sportif amaçlı gezilerde insan ölümlerine neden olmaktadır.

  • Rüzgar Erozyonu

Rüzgar erozyonu sonucu verimli toprakların kaybı, buharlaşmanın hızlanmasıyla toprak nemliliğinin azalması, bitki büyümesinin yavaşlaması, ulaşımın aksaması ve verimin düşmesi olumsuzluklarını ortaya çıkarmaktadır. Taşınan kum ve verimsiz toprak, üretken tarım topraklarını kaplayarak, tarım yapılamaz hale getirmektedir.

  •  Mevcut Durum

Türkiye jeomorfolojik yapısı itibariyle engebeli bir ülkedir. Nitekim ülkemizin toplam alanının % 46'sını % 40'dan fazla eğime ve % 80'den fazlasını da % 15'den fazla eğime sahip sahalar teşkil etmektedir. İklim yarı kurak, yağışlar düzensiz ve şiddetli sağanak şeklindedir. Bütün bu olumsuz faktörlerin yanında, toprağı normal yapısı ile koruması gereken ormanlar, yangın ve kaçak kesim sonucu koruyucu vasfını büyük ölçüde yitirmiş, meralarda aşırı otlatma ve tarla açmaları ile korumasız hale gelmiştir.

Erozyon bütün Dünya'da değişik şekil ve şiddette meydana gelmekte ise de yurdumuzda özellikle daha yaygın ve hızlı seyretmekte ve hemen hemen her çeşidi bulunmaktadır. Yüzeysel erozyon, oyuntu erozyonu, arazi kaymaları, rüzgar erozyonu ve çığlar bunların başlıcalarıdır.

 

Buna karşın Türkiye'de, erozyonla savaş çalışmaları ne yasal, ne teknik ve ne de sosyo-ekonomik yönlerden rayına oturmuştur. Bunun sonucu olarak da toprak servetinin kaybı yanında sık sık sel felaketleri meydana gelmektedir.

En yakın örnek olarak 1998'de Batı Karadeniz selinde 30, 1995 İzmir selinde 63, ve yine 1995 Senirkent selinde 74 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, rakamlara dökülmesi çok zor maddi zarar meydana gelmiş, insanlarımız acı çekmişlerdir.

EROZYONUN NEDENLERİ 

Doğal Yapıdan Kaynaklanan Nedenler

  • İklim

İklimin erozyon üzerine etkisi; yağış, sıcaklık ve rüzgarla olmaktadır. Bunların içerisinde en önemlisi yağış olup, yağışın da şekli, şiddeti, süresi ve rejimi erozyona farklı etkiler yapmaktadır. Diğer taraftan sıcaklık, yağışların çeşidini, toprağın donmasını ve nem içeriğini etkilemek suretiyle detaylı olarak erozyonun şiddetine tesir etmektedir. Bu açıdan Doğu Anadolu Bölgemizde toprağın 50 cm.derinliğe kadar donması ve sıcak havalarda gevşemesi olayı, diğer bölgelerimizde yağmur ve rüzgar, erozyon olayları açısından önemlidir.Ülkemizin dünyadaki konumu nedeniyle özellikle İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri'nde yaz kuraklığı ve yağış azlığı/yetersizliği diğer bölgelere göre daha fazladır. Bu nedenden dolayı, bitki örtüsünün zayıf olduğu bu bölgeler ülkemizin erozyondan en fazla etkilenen bölgeleridir. Çünkü, kurak ve yarı kurak sahaların mevcut ekosistemlerinin bozulması kolay ve hızlı olmakta ve bozulan ekosistemlerinin tekrar eski haline getirilmesi de zor ve pahalı olmaktadır.

  • Topografya

Yamacın eğim ve uzunluğu erozyonda etkili topografık etkenlerdir. Erozyonun şiddeti ve toprağın yüzeysel akışla taşınmasına neden olan faktörlerin başında eğim gelmektedir.

Dünyada kara kütlesinin ortalama yüksekliği 700 m., Avrupa'nın 330 m., Afrika'nın 600 m., Asya'nın 1010 m. olmasına rağmen Türkiye'nin ortalama yüksekliği 1132 m.'ye ulaşmaktadır. Yükselti basamakları dikkate alınarak yapılan değerlendirıne de 0-500 metre arasındaki alanlar ülkemizin % 17,5'u, 500-1000 metre arasındaki sahalar % 26,6'sını kaplamakta,1000-2000 metre arasındaki alanlar ise % 45,9' a ulaşmaktadır.

Ülkemiz arazisinin eğimli ve engebeli olması, orman ve ot örtüsünün tahrip edildiği alanlarda doğal dengenin hızla bozulması sonucunu doğurmaktadır. Doğal dengenin bozulması sonucu hızla toprakların aşınması süreci başlamaktadır. Erozyonun şiddetli olarak devam ettiği alanlarda altta bulunan jeolojik yapı yer yer taşlı ve kayalık araziler halinde ortaya çıkmaktadır.

  • Jeolojik ve Toprak Yapısı

Ülkemizin jeolojik ve toprak yapısı; genelde pekişme durumu zayıf, ayrışmaya ve değişmeye karşı fazla direnç göstermeyen taneli, tortul ve volkaniktir. Toprak ile jeolojik yapı arasında sıkı bir ilişki vardır. En fazla aşınmaya uğrayan zeminler Eosen ve Neojen zamanlara ait araziler ile volkanik kül ve tüflerdir. Genelde pekişme durumu zayıf, ayrışmaya ve erozyona karşı fazla direnç göstermeyen gevşek yapılardan oluşan topraklarımız erozyona hassas bir yapıdadır. Bu nedenle, en fazla aşınan ve sellere en fazla malzeme veren kaynaklar kumlu, siltli, çakıllı olan pekişmemiş araziler ile bünyesine su aldığında kısa sürede eriyebilen tuzlu ve alkali maddeler bakımından zengin, milli ve killi depolar olmaktadır.

Ülkemizde, toprak örtüsünün tamamen yok olduğu eğimli alanlarda erozyonun şeklini, şiddet ve seyrini; jeolojik yapıyı oluşturan ana materyalin yapısı, bünye özelliği, yağış sularını tutma ve geçirme kapasitesi gibi fıziksel ve kimyasal özellikleri belirler. Öte yandan, kurak ve sıcak iklim şartları altında Anadolu'nun kapalı havzalarında çökelmiş olan tuzlu, alkali maddeler bakımından zengin killi, marnlı ve jipsli depolarda kimyasal erozyon ön plana geçmiştir.

Ülkemizde, bazı ana kayalar üzerinde oluşan toprak aşınması; kayalık-taşlık alanların ortaya çıkmasına ve dolayısıyla buraların VIII. sınıfa giren araziler haline gelmesine yol açmıştır.

  • Bitki Örtüsü ve Ölü Örtü

Çıplak arazilere oranla bitki örtüsü ile kaplı arazilerde erozyon daha az meydana gelmektedir; çünkü, bitki örtüsü intersepsiyonla toprağa ulaşan yağışın miktarını, şiddetini ve mekanik etkisini azaltır,kökleriyle toprağı sarar ve taşınmasını önler. Orman toprakları ise, suyun akış hızını azaltır ve suyun toprağa sızmasını artırarak erozyonun şiddetini düşürür. Ayrıca; bitki örtüsü, toprak yüzeyinde biriktirdiği ölü örtü ile toprağı yağmura karşı korumaktadır. Özellikle, orman ölü örtüsü, en şiddetli yağışları yüzeysel akıma geçmeden toprak içerisine kolaylıkla geçirebilecek bir infıltrasyon kapasitesine sahiptir.

Sosyal ve Ekonomik Nedenler 

  • Ormanların Tahribi

Ülkemiz ormanları, bilinçsiz ve usulsüz faydalanmalar, otlatma, tarla açma ve bilinçsiz endüstrileşme gibi çok değişik kullanım amaçları ile tahrip edilmekte ve antropojen step alanına dönüştürülmektedir. Diğer taraftan bu alanlarımız orman niteliğini kaybettiği gerekçesiyle 6831 Sayılı Orman Kanunu'nun 2B maddesi ile orman sınırları dışarısına çıkarılmakta ve böylece ormansızlaşma yaratılmaktadır. Mesela 1974-1994 yılları arasında 412:000 hektar alan orman tahdit alanı dışına çıkartılmıştır. Son yıllarda sık sık sel afetlerine uğrayan Bolu ilinin Düzce, Yığılca ve Kaynaşlı yerleşim birimlerinde 1968-1986 yılları arasında bu yasalarla ortaya çıkan orman azalmasının sırasıyla, 3876 ha., 2382 ha. ve 83,9 ha.olduğu saptanmıştır.

Ayrıca, Anadolu köylüsü, orman alanlarının tümünü adeta bir mera alanı gibi görmekte ve herhangi bir izin almaya gerek görmeksizin bu alanlarda gelişigüzel-başıboş hayvan otlatmacılığını sürdürmektedir. Ancak, orman idaresince gençleştirmeye tefrik edilen sahaların dikenli tel ile koruma altına alınması halinde bu otlatmaya zorda olsa engel olunabilmektedir.

Bu şekilde; devlete ait orman alanlarının ve mera niteliği taşımayan hazine arazilerinin düzensiz ve aşırı otlatma amaçlı kullanılması da Türkiye'deki erozyonun artmasının ana etkenlerinden birini oluşturmaktadır.

Her yıl meydana gelen yüzlerce orman yangını ile de binlerce hektar orman yok olmaktadır. Yüksek eğimli orman alanlarında, ormanın ortadan kalkması sonucunda erozyon hareketleri hızla artmaktadır: Yeşil örtünün bir anda yangınlarla yok olması, sağnak şeklinde yağan ilk yağışlarla birlikte toprak kaybına ve bir çok yerin bir daha yeşil örtü ile kaplanamayacak şekilde elden çıkmasına, sahanın taş ve kayalığa dönüşmesine neden olmaktadır.

  • Tarım Alanlarında Yanlış Arazi Kullanımı

Ülkemizde yetenek sınıflarına göre tarıma uygun olmadığı halde tarım yapılan ve bu şekilde yanlış kullanılan arazinin alanı 6.1 milyon hektarı bulmaktadır.

Yanlış arazi kullanımı, değişik amaçlara yönelik uygulamalarla giderek artmaktadır. I. II.III. ve IV. sınıf arazilerdeki yaklaşık 172 000 hektar arazi yerleşme alanı ve sanayi alanı olarak kullanılmaktadır. Özellikle son 20 yıldan bu yana tarım alanları yerleşim ve ticari tesislerle işgal edilmesi büyük bir ivme kazanmıştır. Bu durum tarımda verimi azaltırken aynı zamanda sel ve taşkınları da artırmıştır.

Diğer taraftan 2634 Sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanunu'na 3711 Sayılı Kanun'la eklenen 18. Madde, 6831 Sayılı Orman Kanunu nun 17. ve 115. Maddeleri, 2924 Sayılı Orman Köylerinin Kalkındırılması Hakkındaki Kanun ve değişiklikleri ( 3763 ve 4127 Sayılı kanunlar), 3213 Sayılı Maden Kanunu önemli ölçüde orman tahribatına yol açmaktadır .

  • Meralarda Aşırı Otlatma

Verim kapasitesinin çok üzerinde ve düzensiz otlatılan meralarda ot örtüsünün tahrip olması yüzey erozyonunu arttırmaktadır. Mera kapasitesi aşıldığı andan itibaren, meradaki bitki örtüsü ve toprağın yapısı bozularak erozyona elverişli hale gelir. Meralarda, doğru otlatma mevsiminin seçilememesi ve aksine ağır otlatma yapılması, meraların aşırı derecede tahrip edilmesine ve toprağın kompaklaşmasına neden olur. Dolayısıyla erozyonun kaynağı olarak vasfını kaybetmiş meralar büyük önem taşır.

  • Dağınık ve Düzensiz Kırsal Yerleşme

Tabiatı en çok kullanan, en çok bozan ve en çok düzelten de insandır. Zaten insan müdahalesi olmadan meydana gelen erozyona normal erozyon denilmektedir. İnsan; tarımsal, sosyal ve ekonomik ihtiyaçları için bitki örtüsünü kaldırarak, toprağı diğer kullanım şekillerine dönüştürmektedir.

1997 nüfus sayımına göre, yurdumuzda orman içi ve civarı köylerde 7.050 milyon insan yaşamaktadır. Bu köylerin çoğu özellikle dağlık alanlarda birden fazla mahallenin birleşmesinden meydana gelmektedir.Bu köylerin önemli bir bölümünde yeterli ekonomik gelire sahip olmayan fakir insanlar yaşamaktadır. Bu durum, rakımı yüksek dağlık alanlarda ekosistemin bozulmasına ve böylece erozyonun hızlanmasına neden olmaktadır.

 

                                    EROZYONUN ZARARLARI

                 Erozyon; toprak ve arazi kaybı, toprakların su depolama güçlerinde azalmalar, toprakların verimsizleşmesi, verimli tarım alanlarının taşıntı materyali ile örtülmesi, toprak işleme güçlüğü, sedimentasyon ve su kalitesinin bozulması gibi zararlar meydana getirmektedir. Bunlar canlıların yaşamları ile onların yaşadıkları ortamları olumsuz etkilemektedir. İnsanların açlık ve yaşamlarını yitirmeleri ile su ortamlarının kirlenmesi gibi...

 Son yıllara gelindiğinde, gerek dünya ve gerek ülkemizde ormansızlaşma ve bununla bağlantılı olarak erozyon olaylarında bir artışın olduğu gözlenmektedir. Nitekim, tahminlere göre Dünya'daki yıllık ormansızlaşma miktarının 10-15 milyon hektar olduğu, erozyonun ise 1968-1984 yılları arasında % 50 kadar arttığı ve toprak kaynağının her yıl /o 0.7 sinin kaybolduğu belirtilmektedir (Ibanez ve Arko,l993). Ülkemizin orman ve mera alanlarında meydana gelen tahribat ve yanlış arazi kullanımı sonucunda topraklarımızın /o 86 sı erozyona uğramıştır.

Diğer taraftan hem dünyamız, hem de ülkemiz son birkaç yıldan beri sık sık sel olaylarına sahne olmaktadır. Örneğin; 1990, 1994 ve 1995 yıllarında sırasıyla Batı Avrupa, Hindistan ve Tayland'da;1998 ve 1999 yıllarında da Dünya'da 30'u aşkın ülkede sel olayları meydana gelmiştir. Ülkemizde, Dünya'dakine benzer bir olgu yaşamıştır. Örneğin; 1995 yılında Senirkent, İzmir, Düzce ve Kaynaşlı, 1998 yılında Batı Karadeniz ve 1999 yılında Marmara, Akdeniz ve Ege Bölgelerin'de sellerin meydana gelmesi gibi.

Sel olayları sırasında gerek Dünya'da ve gerek ülkemizde yüzlerce kişinin yaşamını yitirdiği köprü, yol, kanal gibi tesislerin ve tarım alanlarının zarar gördüğü bilinen bir gerçektir. Bu olgu, selleri, erozyonun en önemli ve üzerinde titizlikle durulması gereken bir zararı olarak algılanmasını gerekli kılmaktadır. Bu nedenle, öncelikle seller ve erozyonun doğurduğu diğer zararlarla ivedilikle savaşılmalı ve bu amaçla ormansızlaşma önlenmeli ve erozyon kontrolu çalışmaları kapsamlı olarak sürdürülmelidir.

TÜRKİYE'DE VE DÜNYADA EROZYONUN BOYUTU

  •  Türkiye'de Erozyonun Boyutu

Yurdumuzun 3/4'ünde aktif erozyon (orta veya şiddetli erozyon) hüküm sürmektedir.

Birim zamanda, yeni oluşan toprak miktarı kadar, toprak taşınması varsa bunun için normal erozyon veya sıfır şiddetteki erozyon ifadesi kullanılır.

 

 Erozyonun sıfır ve hafif olduğu alanların Türkiye yüzölçümüne oranı % 13,86'dır. Ülkemiz topraklarının % 79.43 oranında orta, şiddetli ve çok şiddetli erozyon görülmektedir .

 

Erozyonun Derecesi

Kapladığı Alan Ha.

%

0 Yok

5.166.627

6.64

1 Hafıf

5.611.892

7.22

2 Orta

15.592.750

20.04

3 Şiddetli

28.334.933

36.42

4 Çok Şiddetli

17.366.463

22.32

ÇK Çıplak Kayalık

2.930.933

3.77

R Rüzgar Aşındırması

506.309

0.65

TOPLAM

75.509.907

100

 

 

  •  Türkiye Akarsularında Taşınan Sediment Miktarı  

Türkiye'de erozyon en fazla sırasıyla Fırat, Dicle ve Yeşilırmak Havzaları'nda görülmektedir. Toplam taşınan sediment/toprak miktarı 345.939.032 ton/yıl'dır. Ancak , ölçümlerde yer almayan ve yatak yükü olarak ifade edilen kum çakıl gibi materyaller ile yamaçlardan akarak inen ve akarsulara ulaşmayan topraklarda dikkate alındığında Türkiye'deki erozyonun gerçekten 500 milyon tona hatta bazı yazarların değerlendirmelerine göre de 1 milyar tona ulaştığı ifade edilmektedir. Aynı şekilde bu değerlendirmelere göre yapılmış olan hesaplar da Türkiye'deki erozyonun normal erozyondan 18-20 misli fazla olduğu belirtilmektedir.

Erozyon sonucunda barajlarımızda biriken katı materyaller, kullanılabilir baraj rezervuar hacminde gözle görülür kayıplara neden olmakta, büyük yatırımlarla gerçekleşen barajlarımızın ömrünü kısaltmaktadır. Özellikle, Keban, Karakaya ve Atatürk Barajları'nın çevresi bitki örtüsünden yoksun ve arazi de eğimlidir. Bu nedenle bu barajlar tahmin edilen zamandan önce ekonomik ömrünü tamamlayacaktır.

 

Misal olarak, toprak erozyonundan barajlarımızın ne ölçüde etkilendiğini gösteren bazı tespitlerde şöyledir.

Erozyon sonucu ekonomik ömürleri dolmuş ve dolmakta olan 16 barajımızın durumu

 

BARAJIN

Adı Coğrafi Bölgesi           Rezervuar Hacmi m³ Yıllık taşınan Sediment Miktarı m³/yıl Su tutmaya başladığı tarih Ekonomik Ömrü
Tarih Toplam Yıl
Altınapa

Bayındır

Buldan

Çaygören

CIP

ÇubukI

Demirköprü

Hirfanlı

Karamanlı

Kartalkaya

Kemer

Kesikköprü

Selevir

Seyhan

Sürgü

Yalvaç

İç Anadolu

İç Anadolu

Ege

Ege

Doğu Anadolu

İçAnadolu

Ege

İç Anadolu

Ege

Akdeniz

Ege

İç Anadolu

İç Anadolu

Akdeniz

Doğu Anadolu

Akdeniz

15689000

6970000

46000000

137622000

7000000

12500000

123160000

5980000000

24000000

195000000

538810000

97454000

74681000

1200000000

72196000

8900000

377417

102500

984000

915231

105800

166333

8563800

98400000

379000

2684263

4612955

624200

995857

11450000

931625

225700

1965

1964

1966

1970

1965

1935

1957

1957

1972

1970

1957

1964

1963

1955

1967

1971

1984

1992

2036

2047

2005

2010

1998

1990

1985

1989

1979

2030

1990

2025

2002

1998

19

28

72

77

40

75

41

33

13

19

22

66

27

70

35

27

 

  • Dünyadaki Erozyonun Türkiye İle Karşılaştırılması

Türkiye'deki akarsular ile sadece yüzer halde taşınan malzeme miktarı ortalama olarak yılda 345 milyon tonun üzerindedir. Dünyadaki akarsularda yüzer halde taşınan katı madde miktarı toplam 20 milyar ton düzeyindedir. Türkiye'deki akarsuların taşıdığı yüzer haldeki malzeme miktarı, dünyada taşınan katı madenin 1/50'sine denk düşmektedir.

Ülkemizde 1 kilometrekarelik alandan aşınarak akarsulara karışan ince malzeme miktarı, yılda ortalama yaklaşık 600 ton'dur: Dünyada ise yılda ortalama 142 ton'dur.

Ülkemizde birim alandan taşınan katı materyal miktarı; Afrika'dan 22 kat, Avrupa'dan 17 kat ve Kuzey Amerika'dan 6 kat daha fazladır .

Bu rakamlar, ülkemizdeki erozyonun çok şiddetli olduğunu göstermektedir.

              

       EROZYONLA SAVAŞ

            Yurdumuzda erozyonla mücadele eden kuruluşlardan en önemlisi Orman teşkilatıdır. Orman Bakanlığı Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğü uzun yıllardan bu yana önemli çalışmalar yapmaktadır. Ancak, erozyonla mücadelede başarılı olmak için bilinen birçok aksaklık ve eksikliklerin giderilmesinde fayda görülmektedir.

 

  •    Erozyonla İlgili Yasal Ve Kurumsal Yapı

Türkiye'de erozyon, sel kontrolu, rusubat ve taşkın faaliyetleri; orman sınırları içinde kalan veya orman rejimine alınması gereken yerlerde Orman Bakanlığı tarafından, tarım alanlarında erozyon kontrolu çalışmaları ise Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından  yapılmaktadır. Ayrıca, sel ve taşkınları önlemek amacıyla dere meralarında gerekli taşıntı barajlarının inşaatı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nce yürütülmektedir

  • Orman Bakanlığı, Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğü

Türkiye'de erozyonla savaş ilk defa 1937 yılında çıkarılan 3116 Sayılı Kanun'un 79. Maddesi'nde yer almıştır. Ayrıca, Orman Bakanlığı'nın Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki 3800 Sayılı Kanun erozyonu önleyici her türlü tedbirlerin alınmasını Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğü'ne vermiştir. Ülkemizde 1955 yılına kadar erozyon ile ilgili her hangi bir çalışma yapılamamıştır. İlk kez 1955 yılında Tokat İlinin sel taşkınlarından korunmasına ilişkin çalışmaları orman teşkilatı üzerine almıştır.  Böylece Bakanlığımızca "Toprak Muhafaza ve Mera Islahı Çalışmalarına Ait Talimatname 1957 yılında çıkartılmasıyla erozyon çalışmaları disiplin altına alınmıştır.

Ülkemizin orman sınırları içinde kalan veya orman rejimine alınması gereken yerlerdeki erozyon kontrolu faaliyetleri 6831 Sayılı Orman Kanun'un 58.Maddesi'nde yer almaktadır. Kanunun 58. Maddesi şöyledir: "Devlet ormanlarının hudutları içindeki ırmak ve çay kenarlarını ve bunların kaynaklarını tanzim edecek, sellerin husulüne ve yer kaymalarına ve toprak aşınma ve taşınmalarına mani olacak her türlü ağaçlandırmalar ve teknik tedbirler orman idaresince yapılır. "

Ancak Devlet ormanı içinden geçen demiryolu ve şoselerin her nevi tesisatın tahkimi ve tamiri orman idaresine malumat verilerek alakalılar tarafından yapılır. Ayrıca, 1992 yılında çıkarılan 3800 Sayılı Bakanlığın Kuruluş Yasasında, orman rejimi içerisinde ve yeniden orman rejimine alınacak yerlerde gerekli ağaçlandırmalar yapılması ve erozyonun önlenmesi görevinin Orman Bakanlığı na ait olduğu hususunda hükümler bulunmaktadır.

1995 yılında ise Türkiye'de ağaçlandırma ve erozyon kontrolu çalışmalarını hızlandıran ve bu çalışmalar için gerekli fınansmanın nereden ve nasıl karşılanacağını belirleyen 4122 Sayılı "Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Seferberlik Kanunu çıkarılmıştır. ·

  • Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü

 Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün 3202 Sayılı Kuruluş Kanunu'nda "Toprak erozyonunu önleyici, giderici ve azaltıcı, toprak ve su dengesinin kurulması ve korunmasını sağlayıcı tedbir almak, gerekli tesisleri yapmak ve yaptırmak" görevleri arasında bulunmaktadır.Ancak, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü bu kanun çerçevesinde tarım alanlarında ve değişik derecelerde erozyon problemi olan sahalarda çalışmaktadır. Çalışma tekniği genellikle tarım amaçlı seki inşa etmek ve taşlı arazilerin temizlenerek tarıma açmak, sulama göleti inşa etmek gibi tarla içi çalışmalar yanında rüzgarın yol açtığı aşınmaları önleme, kumul ıslahı ile gölet havzalarında gerekli erozyon tedbirleri almak şeklinde olmaktadır.

  • Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü

 Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nün 1953 yılında çıkarılan 6200 Sayılı Kuruluş Kanunu'nunda "Taşkın sular ve sellere karşı koruyucu tesisler meydana getirmek, akarsularda ıslahat yapmak ve icabedenleri seyrüsefere elverişli hale getirmek ve yapılan tesislerin işletmelerini (çalıştırma, bakım ve onarım) sağlamak" gibi işler görevleri arasında sayılmıştır.

Kanundan anlaşıldığı gibi, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'ne erozyonun önlenmesi görevi verilmemiş ve sadece selin zararını azaltıcı tesislerin yapılması şeklinde görevler verilmiştir. Ancak, inşa edilen küçük ölçekli barajların erozyonla çalışamaz hale gelmesinden sonra erozyon kontrolu önlemleri alınması gereği duyulmuş ve 1958 yılından sonra bu çalışmalara başlanmıştır. Bu çalışma içerisinde sel derelerinde yatak erozyonunun (kıyı ve taban oyulmaları, yamaç göçmeleri ve heyelanlar) önlenmesine ve ıslahına ağırlık verilmiştir. Ayrıca DSİ tarafından küçük çapta da yandere havzalarında gerekli ağaçlandırma ve toprak muhafaza çalışmaları yapılmışsa da bu çalışmaların kapsamı çok sınırlı tutulmuştur.

Bunun yanında Orman Bakanlığı'nın 1995 yılında çıkarmış olduğu Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Seferberlik Kanununda " Barajların Su Toplama Havzalarında Mülkiyetin 6200 Sayılı Kanunla kendisine verilen görevler için tahsis edilen, izin veya irtifak hakkı tesis edilen sahalarda ağaçlandırma ve erozyon kontrolu çalışmalarını  ve bakım ile koruma işlerinin DSİ'nce yapılmasını emretmesine rağmen bugüne kadar kayda değer bir uygulama yapılmamıştır.

  •   Türkiye'de Erozyon Kontrolu Çalışmalarına Halkın Katılım Eğilimi

Türkiye'de sürdürülen erozyon kontrolu ve ağaçlandırma çalışmalarına halkın katılımı istenilen düzeyde değildir. Bunun en önemli nedeni; yukarı havzalarda yaşayan fakat tahribata neden olan fakir halkın aşağı havzalarda meydana gelen zarardan fazla etkilenmemesidir. Yeterli tarım alanı bulunmayan bu bölgelerimizde halk geçimini tarım ve sürü hayvancılığından sağlamaktadır. Halk uygun olmasa da potansiyel erozyon kontrolu sahalarında ve mera alanlarında aşırı derecede hayvan otlatabilmektedir. Çalışmalara, ellerinden bu sahaların alınacağı endişesi ile karşı çıkmaktadırlar.

 Özellikle ahır hayvancılığına dönmüş ve başıboş hayvancılıktan vazgeçmiş daha zengin köylerde bu tip bir direniş çok daha az görülmektedir. Halbuki erozyonla mücadele çalışmalarında, problemlerin tespiti, planlama ve uygulama halkla beraber yapılmalıdır. Uygulamalar, gelir artırıcı faaliyetlerle desteklenen bir havza amenajmanı prensipleri ile yürütülmelidir.

  •  Erozyon Sorununun Çözümünde Sivil Toplum Örgütlerinin (Stö) Rolü

Ormancılık sektörü ile ilgili "Sivil Toplum Örgütleri" özellikle son yıllarda erozyonla mücadele ve ağaçlandırma faaliyetlerine maddi ve manevi olarak katkıda bulunmak, doğal yapının korunması ve rehabilite edilmesi konusunda çalışmalar yapmakta ve ayrıca uygulamalara yardımcı olmak üzere tanıtım ve kamuoyu oluşturma fonksiyonlarını yerine getirmektedir.

Erozyonla mücadelede Devlet tarafından uygulamaya konulan Havza Islah Projeleri, özellikle rakımı yüksek orman alanlarında yaşayan ve yaşamlarını sadece orman kaynaklarından sağlayan yerel halkın, bütün güçlerini bir araya getirerek ormana zarar veren ortamdan kurtarıp, ormanı seven bireyler haline gelmesini amaç edinmektedir. Böylece projelerin başlangıç yıllarında ve uygulama süresince halkın bu yönde bilinçlendirilmesinde ve eğitilmesinde sivil toplum örgütlerine ve bunların desteğine ihtiyaç vardır.

Ancak sivil toplum örgütleri kendi aralarında ve kurum ve kuruluşlar arasındaki ilişkilerinde işbirliğinden uzak çalışma yapmaktadır. Hatta bazen kurumlarla sivil toplum örgütleri arasında çalışma konularında duplikasyonlar ortaya çıkabilmektedir. Bu durum Türkiye için toprak muhafaza milli planın olmamasından kaynaklanmaktadır.

Türkiye'de sivil toplum örgütlerinin (STÖ) iyi organize olmaları halinde sorunun çözümü bir şekilde daha kolay olacaktır. Özellikle erozyon kontrolü çalışmaları için gerekli fınans temininde faydalı olabilecekleri gibi, toplumda çevre bilincinin yerleşmesinde, önemli kanunların çıkarılmasında eğitim ve kamuoyu bilincinin geliştirilmesinde önemli katkı sağlayabilecekleri bir gerçektir.

Bu nedenle sivil toplum örgütleri, yerel halk örgütleninceye kadar, projede yaşayan halkın arazi kullanım ve tarımsal üretim tekniklerini doğru biçimde kullanmasında ve ürünlerinin pazarlanmasında, katılımcı kuruluşlarla beraber havza ıslah projelerinin uygulamalarında yardımlarını sürdürmeleri büyük önem taşımaktadır. 

  •  Erozyon Kontrolu Çalışmalarında Maliyet-Zaman Ve Fayda Analizi

Türkiye, 20.7 milyon hektar orman varlığına sahiptir. Bunun 10.5 milyon hektarı verimli, 10.2 milyon hektarı ise bozuk vasıftadır. Bozuk alanların içinde Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğünce başlatılan potansiyel ağaçlandırma, erozyon kontrolu ve mera ıslahı çalışmalarında ilk belirlemelere göre erozyon kontrolu tedbiri alınmaya uygun 2,6 milyon hektar potansiyel erozyon sahalarının mevcut olduğu tespit edilmiştir.

Daha önce de ifade edidiği gibi, Türkiye topraklarının % 79.43'ünde orta, şiddetli ve çok şiddetli erozyon vardır. Bu şiddetteki erozyon ise yaklaşık 61.2 milyon hektar genişliğinde bir alanı kapsamaktadır. Bu rakam ise erozyonla savaşın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Yılda 100 bin hektar alanda çalışma yapılabilmesi halinde sadece orman rejimi içerisindeki 2,6 milyon hektar civarındaki erozyon olayının görüldüğü sahalardaki uygulamaların 26 yıl süreceği görülmektedir. Ayrıca, orman rejimi dışında çok geniş sahalar da erozyon tehdidi altındadır.

Bir hektar erozyon kontrolünün hektar maliyeti bölgeden bölgeye değişmekle beraber ortalama 1000 ABD Doları civarında olup ödenen para doğrudan kırsal kesimdeki işçi ve köylümüze gitmektedir. Bir örnek olarak yılda 100 bin hektar erozyon kontrolü çalışmalarının asgari 60 bin hektarı yamaç ve dere ıslahı gibi işçi ile yapılan tesisler olduğu düşünülürse ve bir işçinin yılda 3,6 hektar erozyon kontrolu çalışmaları yaptığı da dikkate alınırsa yılda 6 ay 27700 kişiye iş temin edilmiş olacaktır.